Türk Halk Edebiyatında Türler
Âşık Edebiyatında Türler
• Âşıklık, 16. yüzyıldan itibaren Anadolu’da ustadan çırağa aktarılan belli bir gelenek içerisinde boy atıp gelişmiştir.
• Âşıkların mesleğe yönelişlerinde ve ilerlemelerinde bazı evreler vardır.
• Rüya görme ve bâde içme ilk evredir.
• ikinci evre çıraklık.
• Üçüncü evre seyahat.
İcra mekânı: Kahvehaneler, konakları, köy odaları
Güzelleme
• İnsan, doğa, aşk ve sevgilinin güzelliklerinden bahseden lirik şiirlerdir.
• Koşma nazım şekliyle söylenir/yazılır.
• Bu türün en önemli şairleri Karacaoğlan, Emrah ve Dadaloğlu’dur.
Şu yalan dünyaya geldim geleli
Severim kır atı bir de güzeli
Değip on beşime kendim bileli
Severim kır atı bir de güzeli
Dadaloğlu’m hile yoktur işimde
Yiğit olan yiğit görür düşünde
At dördünde güzel on beş yaşında
Severim kır atı bir de güzeli
Taşlama
• Bir kimseyi veya toplumun bozuk yönlerini eleştirmek için söylenen/yazılan koşmalardır.
• Bu türün divan edebiyatındaki adı hicivdir.
Âşık Dertli, Bayburtlu Zihnî,
Ruhsatî ve Develili Seyranî
önemli taşlama şairleridir.
Bir vakte erdi ki bizim günümüz
Yiğit belli değil mert belli değil
Herkes yarasına derman arıyor
Deva belli değil dert belli değil
Çark bozulmuş dünya ıslah olmuyor
Ehl-i fukaranın yüzü gülmüyor
Âşık Ruhsat dediğini bilmiyor
Yazı belli değil hat belli değil
Koçaklama
• Yiğitlik, kahramanlık ve savaş konularını işleyen epik şiirlerdir.
• Koşma nazım şekliyle söylenir.
• Türk halk şiirinde Köroğlu ve Dadaloğlu koçaklama şairi olarak tanınır.
Benden selam olsun Bolu Beyine
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kargı sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir
Düşman geldi bölük bölük dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfenk icad oldu merttik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır
Köroğlu düşer mi hele şanından
Çoğunu ayırır er meydanından
Kırat köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
Ağıt
• Ölen kişinin ardından duyulan üzüntüyü dile getirmek amacıyla ve koşma nazım şekliyle söylenen şiirlerdir.
• İslamiyet öncesindeki adı sagu, divan edebiyatındaki adı mersiyedir.
• Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir.
• Kağızmanlı Hıfzî’nin ağıtı türün en iyi örneklerindendir.
Sefil baykuş ne gezersin bu yerde
Yok mudur vatanın illerin hani
Küsmüş müsün selamımı almadın
Şeyda bülbül şirin dillerin hani
Sen de Hıfzî gibi tezden uyandın
Uyandın da taş yastığa dayandın
Aslı Hanım gibi kavruldun yandın
Yeller mi savurdu küllerin hani
Anonim Halk Edebiyatında Türler
• Şairler halkın yaşamında iz bırakan olaylarla ilgili çeşitli eserler vermişlerdir. Aradan geçen zaman ve hayat şartları, eserlerin pek çoğunu yok etmiştir.
• Bu eserler kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa aktarılırken çeşitli ekleme ve çıkarmalara maruz kalmış, bazı değişikliklere uğramış ve halkın ortak malı kabul edilmişlerdir.
• Anonim ürünlerde, hatta bütün halk şiirinde tür ve şekil konusu çok çetrefillidir. Türlerin belirlenmesinde eserin muhtevası ile ezgisi ölçüt olarak alınmaktadır. Bugün birçok şiirin ezgisi unutulduğu için tür belirlemede bazı karışıklıklar ortaya çıkmaktadır.
Türkü
• Türkü kelimesi ilk defa 15. yüzyılda Ali Şir Nevayî tarafından Mizanü’l-Evzarı'da kullanılmıştır.
• Anadolu’da türkünün ilk örneğini 16. yüzyılda Öksüz Dede’nin verdiği bilinmektedir.
• Türkü, halk edebiyatının en yaygın türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri türlerinden ayrılır. Genellikle anonimdir.
• Türküler genellikle hece vezninin yedili, sekizli ve on birli kalıplarıyla kıtalar hâlinde söylenir.
• Türkünün asıl sözlerinin bulunduğu kısma bend, genellikle bendlerden sonra tekrar edilen, ezgisi ve sözleri değişmeyen kısma nakarat denir. Bu kısım bağlama, bağlantı veya kavuştak diye de bilinir.
Türkülerin Özellikleri:
1. Türkülerde konu zenginliği vardır. Aşk, ayrılık, ölüm, tabiat, kahramanlık, güzellik başlıca konularıdır.
2. Hecenin yedili, sekizli en çok da on birli kalıplarıyla yazılırlar.
3. Türküler genelde dörder mısralı bentlerden oluşur.
4. Bazıları koşma şeklindedir.
5. Bazı türkülerde her bendin sonunda aynı dize veya dizeler tekrarlanır. Bu tekrarlanan dizelere nakarat (kavuştak) adı verilir. Nakaratların ölçüsü bazen ana bentlerin ölçüsünden ayrı olabilir.
6. Türkülerin kafiye örgüsü genelde şöyledir: “aaab cccb dddb”, “aaabb cccbb dddbb” veya “aaabcc dddbcc eeebcc” şeklindedir.
7. Türküler ait oldukları bölgelere göre adlar alırlar.
8. Genelde anonimdirler ama söyleyeni belli olan türküler de vardır
Türküler; ezgilerine, konularına ve yapılarına göre sınıflandırılmaktadır.
1) Ezgilerine Göre Türküler:
Kırık havalar: Usullü ezgilerdir. Alt türleri; türkü (genelde tüm kırık havalar için, özelde diğer türlerin dışında kalanlar için kullanılır), deyiş, koşma, semah, tatyan, barana, zeybek, horon, halay, bar, bengi, sallama, güvende, oyun havası, karşılama, ağırlama, peşrev, teke zortlatması, gakgili havası, dımıdan, zil havası, fingil havasıdır.
Uzun havalar: Usulsüz ezgilerdir. Alt türleri; uzun hava (diğer türlere girmeyenler için kullanılır), barak, bozlak, gurbet havası, yas havası, tecnis, boğaz havası, elagözlü, maya, hoyrat, divan, yol havası, yayla havası, mugam dır. Ayrıca gazeller de özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde halk arasında söylenmektedir.
2) Konularına Göre Türküler: Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri, ağıtlar.
3) Yapılarına Göre Türküler:
Mani kıtalarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili konularda söylenmiş manilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından meydana gelir.
Dörtlüklerle kurulu türküler: Dörtlüklerle kurulu türküler adı üstünde dörtlüklerden oluşan türkülerdir. Bu tür türküler de anonimdir.
Mani
• Anonim halk edebiyatının en yaygın ürünlerinden olan mani, dört dizelik bir bütün içinde kendine özgü bir ezgi ile söylenen şiirlerdir.
• Yedili hece ölçüsüyle meydana getirilir.
• İlk iki mısra konuya giriş için söylenir. Son iki mısrada ise asıl söylenmek istenen verilir.
• Azeri sahasında mani yerine bayatı sözü de kullanılmaktadır.
• Uyak düzeni aaxa şeklindedir.
Bu gece orta gece
Dertlerim arta gece
Sol yanım açık kalmış
Yar gele örte gece
Ben ayrıldım eşimden
Gerdanı gümüşümden
Meşeli dağlar gibi
Duman gitmez başımdan
Tekerleme
Vezin, kafiye, seci veya aliterasyonlardan istifade ederek hislerin, fikirlerin, hal ve hayallerin abartma, tuhaflık, zıtlık, benzetme, güldürü, kısa tanım yahut çağrışımlar yoluyla ortaya konulduğu basmakalıp sözleri tekerleme olarak düşünebiliriz.
Tekerlemeler masal, halk hikâyesi, oyun, âşık şiirleri, bilmece, türkü, geleneksel halk tiyatrosu gibi türler içinde ya da bağımsız olarak ortaya
çıkan ürünlerdir.
• Masalcı, meddah, orta oyunu sanatçısı hikâyelerini sunarken tekerlemelerden yararlanır.
• Tekerleme oluşturulurken ses tekrarı, uyak, ses yansıması ve ses çatışmasından faydalanılır.
• Karşıtlığa ve abartıya yer verilerek güldürme ve şaşırtma amaçlanır.
• Tekerlemeleri işlevleri itibariyle şu şekilde sınıflandırabiliriz.
Çocuk Oyun Tekerlemeleri
Tören ve İnanç Tekerlemeleri
Halk Edebiyatı Türlerine Bağlı Tekerlemeler
Seyirlik Oyunlar ve Halk Sporlarına Bağlı Tekerlemeler
Yazılı veya Gelişmiş Edebiyat Tekerlemeleri
Bilmece
• Tabiat unsurları ile bu unsurlara bağlı hadiseleri; insan, hayvan ve bitki gibi canlıları; eşyayı; akıl, zekâ veya güzellik nevinden mücerret kavramlarla dini konu ve motifleri vb. kapalı bir şekilde yakın uzak münasebetler ve çağrışımlarla düşünce, muhakeme ve dikkatimize aksettirerek bulmayı hedef tutan kalıplaşmış sözlerdir.
• Bilmeceler düşünce, zekâ, karşılaştırma ve dikkat testleri yanında eğlence ve oyun niteliği taşıması açılarından da sevilip yaygınlık kazanmıştır.
• Halkın ortak malı olan (anonim) bilmecelerin yanında şairler ve yazarlar tarafından söylenen ve yazıya geçirilen, bilmece türü özellikleri gösteren örnekler de vardır.
• Divan şairleri ile saz şairlerinin muamma ve lugaz adı verilen ürünleri bunlardandır.
Destan
Destanların genel özellikleri şunlardır:
• Destanlarda toplumda derin izler bırakmış olaylar anlatılır.
• Destan kişileri seçkindir ve sayıları çoktur.
• Olaylar ve kişiler olağanüstü nitelikler gösterir. Millî dil ve nazım biçimleriyle söylenir.
• Bir de çağdaş edebiyatta, önemli tarih ve toplum olayları ve kişileri üzerine yazılan uzun soluklu şiirler vardır.
Nâzım Hikmet’in Kuvvayı Millîye Destanı,
Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Üç Şehitler Destanı
Ceyhun Atuf Kansu’nun Sakarya Meydan Savaşı
Gülten Akın’ın Maraş’ın ve ökkeşin Destanı
M. Necati Sepetçioğlu’nun Yaratılış ve Türeyiş
Masal
• Masalın kökeni çok eskilere dayanır, ilk insan topluluklarında doğup günümüze kadar kuşaktan kuşağa ulaşmıştır.
• Başlangıçta belki gerçek olayların öyküsü olan masal, ağızdan ağıza geçtikçe, bellek ve çevre değiştirdikçe, aslından birtakım öğeleri yitirmiş, bunların yerine daha çok imgesel unsurları toplamış ama halkın iyilik, doğruluk ve adalet duygularını olağanüstülüklerin içinde saklamıştır.
• Bazı masallar tümüyle hayal ürünü olmakla birlikte olağanüstü nitelik taşımazlar.
• Masallar, olağanüstü nitelikte de olsalar, gerçekçi öğelerle örülmüş de olsalar tüm anlatılanların hayalde yaratıldığı izlenimini dinleyicilere ya da okuyuculara sürekli hissettirirler. Masalı efsaneden, hikâyeden ve destandan ayıran yön burasıdır.
Ayrıca dil ve anlatım özellikleri yönünden de diğer türlerden ayrılır.
• Anlatılanlar kısa ve yoğundur.
• Masallar başlangıç, asıl masal ve dilek olmak üzere üç bölümden oluşur.
Başlangıç bir tekerlemedir. Bu bölümde dinleyenleri masal havasına sokma amacı güdülür.
• Asıl masal, olayların anlatıldığı bölümdür.
• Kendi içinde serim (giriş), düğüm (gelişme) ve çözüm (sonuç) olarak ayrılır.
Dilek ise masalı sona erdiren bölümdür. Başlangıçta olduğu gibi bir tekerlemeden oluşur.
• Masallar başlangıç, asıl masal ve dilek olmak üzere üç bölümden oluşur.
Başlangıç bir tekerlemedir. Bu bölümde dinleyenleri masal havasına sokma amacı güdülür.
Masalların kendi içinde türleri vardır:
a) Hayvan Masalları: Kahramanları hayvan olan ve bir ahlak dersi veren masallardır.
Hint edebiyatında Pançatantra (Kelîle ile Dimne), eski Yunan edebiyatında Aisopos (Ezop) masallarıdır.
Türk hayvan masallarının kaynağı, Araplar ve İranlIlar yoluyla tüm dünyaya yayılan Hint masalları ile kökleri Mezopotamya anlatı geleneğine ulaşan Aisopos masallarına dayanır.
b) Olağanüstü Masallar: Kişileri cinler, periler, devler ve ejderhalar gibi doğaüstü varlıklardan oluşan masallardır.
c) Gerçekçi Masallar: Padişah, kral, tüccar, hoca, vezir, yoksul oğlan, yoksul kız, şehzade vb. gerçek
hayatta karşılaşılabilecek kişileri anlatan ve bunlarla ilgili serüvenlere dayalı masallardır.
Efsane
• Efsane, eski çağlardan beri söylenegelen, çoğunlukla olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen kısa bir anlatı türüdür.
• Efsane bir inanışa dayanır.
• Anlatılanlar doğru ve gerçekten olmuş kabul edilir. Efsanenin masaldan ayrılan yönü bu noktadadır.
• Genellikle masalların sonu mutlu, efsanelerin sonu acıklı biter. Destanlar ise kendi yapısını kaybedip yalnızca doğaüstü yönleriyle bir kişiyi ya da olayı anlatmayla sınırlanınca efsane niteliğine bürünürler.
• Olağanüstü niteliği bulunmayan efsaneler de vardır. Bir kişi, yer ya da tarihsel olay, gerçekte olduğundan farklı bir anlatıya konu olursa efsaneleşir.
• Efsane, konuşma diliyle oluşturulan, üslup kaygısından uzak ve hazır kalıplara yer vermeyen bir anlatı türüdür.
• Masal, hikâye, destan ve türkü gibi diğer türlere konu olduğu zaman içine girdiği türün niteliklerini kazanır.
• Günümüzde efsaneleri bir inanç kaynağı olarak değil, bir anlatım aracı olarak algılamak gerekir. Bu özellikleriyle resim, şiir, tiyatro, sinema, roman ve öykü gibi çağdaş sanatlara kaynaklık ederler.
Efsaneler dört grupta toplanabilir:
1. Yaratılış Efsaneleri
• Kozmogoni
• Teogoni
• Antropogoni
• Eskatoloji
2. Olağanüstü Kişiler, Varlıklar ve Doğa Olaylarına İlişkin Efsaneler
3. Tarih! Olaylar ve Yerlerle İlgili Efsaneler
4. Dinsel Nitelikli Efsaneler
Halk Hikâyesi
• Tarihî şahsiyetlerin, âşıkların, halk arasında meşhur olmuş kahramanların maceralarını, aşk hikâyelerini dile getiren anonim anlatılardır.
• Halk hikâyeleri kesin bir tarihî olaya dayanmayışı, nazım-nesir karışık oluşu, gerçekçi bir tutumla anlatılışı gibi özellikleriyle destanlardan ayrılır.
Dede Korkut ve Köroğlu gibi yine destanî-kahramanlık hikâyeler Ercişli Emrah ile Selvihan, Sümmanî ile Gülperi gibi.
Fıkra
• Herhangi bir düşünceyi örnek vererek güçlendirmek, dinleyenleri ona inandırmak, herhangi bir durumu açıklamak için anlatılan, içinde nükte, mizah, eleştiri ve hiciv öğeleri bulunan, sözlü edebiyat ürünü kısa öykülere fıkra denir.
• Fıkralar, Nasrettin Hoca, İncili Çavuş, Temel gibi belli bir tipe bağlı olarak anlatılır.
• Masallarla benzerlikleri vardır. Fıkralar kısa ve yoğun bir anlatım tekniğine dayanır. Ya bir ders verir, bir dünya görüşü belirtir ya da insanı güldürür.
• Fıkralar genellikle tek bir olaya dayanır. Girişte olay ya da düşünce ile ilgili bilgiler sıralanır. Tezle karşı tezin çarpışmasını hazırlayan konuşma, tartışma ve savunma ile devam eder. Bitişte nüktenin tüm gücü kısaca çok etkili, anlamlı ve oldukça örtülü anlatımla vurgulanır.
• Fıkraların en önemli özellikleri, çarpıcı bir biçimde sonlanmalarıdır.
Geleneksel Türk Halk Tiyatrosu
İki koldan gelişmesini sürdürmüştür.
1) Seyirlik köy oyunları
2) Halk tiyatrosu
• Seyirlik köy oyunları kırsal bölgelerde, halk tiyatrosu (meddah, kukla, karagöz, orta oyunu, tuluat tiyatrosu vb.) ise kent çevresinde (özellikle İstanbul’da) gelişmiştir.
• Bunların ortak özelliği, gösteriye dayanmalarıdır.
• Bu oyunların diğer bir ortak özelliği de yazılı bir metne sahip olmamalarıdır. Oyunlar, tamamen oyuncuların ustalıklarına göre gelişir.
Yorumlar
Yorum Gönder